|
İzmir’in ünlü ilçesi “Yeşil Tire” İzmir kent merkezine 82 km. uzaklıkta, 50.000’e yaklaşan nüfusuyla, gözde bir yerleşim yeridir. Tire Aydın dağlarının kuzey eteklerinde, yedi tepe üzerinde kurulmuş, tarihi bir kenttir!... Küçük Menderes coğrafyasının çanağında yer alışı, ılıman iklimi ve ekolojik yapısı, Tire’nin cazibe alanı oluşturmasında daima etkili olmuştur. Antik adı “Kaystros” olan “Küçük Menderes Irmağı” ilk çağlarda, güçlü su potansiyeli ile, tarih sayfalarında yer almıştır. Birçok uygarlıklara sahne olan Tire, Bizanslı Tarihçi Panchmeres’in deyimiyle “Keşişler Yöresi”…
Moğolların gizli tarihini yazan Şerafeddin’e göre, “Rum’un meşhur şehri”… Kâtip Çelebi’ye göre, “Eski Taht şehri”… 1908 tarihli Aydın vilayeti Sâlnamesine göre ise “Ulemalar Yatağı”.. tanımlamalarında, Tire’nin tarihsel payı verilirken.. Fransız Edibi, şair ve tarihçi Lamartin’de, yörenin doğal güzelliklerini dile getirir ve “İsviçre Kentlerini andırıyor” demekten kendini alamaz. Tire’nin tarihi seyrini, dört ana başlık altında toplamak mümkündür.
Bunlar: Türkler öncesi dönem… Beylikler devri… Osmanlı dönemi… Ve Cumhuriyet dönemidir…
Tire tarihi ile ilgili belgesel bilgiler, onun Hitit, Frigya, Lidya, Pers, Helen, Roma, Bergama Krallığı ve Bizans dönemlerini yasamasıyla, zengin bir kültür mirasına sahip olduğunu kanıtlar. Roma dönemine ait belgesel zenginlik ele geçen arkeolojik bulgular ve dokümanlar dan, kentin bu dönemde Efes Artemis Tapınağının “Kutsal Toprakları” içinde bulunduğunu söyler. Ünlü Roma imparatorları Jül Sezar, Avgustos ve Trian’ın, Tire topraklarından bir bölümünü, Artemis Tapınağına bağışladıkları belgelerden anlaşılmaktadır.
Tire müzesinde, tapınaklar arazisinden elde edilen bulgular, geniş bir yer tutmaktadır. Müzede bulunan (6) birlik stelinde bir yerleşim adı olarak, “Teira” görülmekte olup, bu belge, Tire adı için, ciddi bir kanıt oluşturmaktadır. Diğer taraftan bugün “Orta Menderese” yani “Ulucamii”nin dayanak sütununda “Tire” sözcüğünün geçmişi de, bir diğer belge niteliğindedir. Daha sonra başlayan Bizans döneminde, Ortadoksluğun biçimlendirilmesinde, İstanbul’un Kadıköy’ü ki, o dönemin adıyla “Kalkedon” ve İznik ki, o dönemin adıyla “Nikea” da toplanan kilise meclislerinde, Tire’nin temsil konumunda oy hakkına kavuşan bir kent olarak, Bizans tarihi boyunca, bu parlak dönemini sürdürdüğü görülür. Ünlü coğrafyacı Strabon, Tire’nin sırtını dayadığı “Güme Dağının” mabetler zenginliğinin yanı sıra, bağlarının ve bu bağlardan elde edilen şaraplarının ününden de bahseder. Tire tarihinde ikinci dönem, Türklerin Batı Anadolu’yu ele geçirmesiyle başlar. Bizans sonrası bu süreç, özellikle Tire’nin çıkış dönemidir. Adına “Beylik Devri” dediğimiz bu dönem, yüz yıllık bir zaman dilimini kaplamaktadır ki, bu da 15.ci yüzyıla kadar uzanır. 14.cü yüzyılın başlarından itibaren, kentte Asyatik Türkmen tesirli, Oğuz boylarına ait sosyal doku, “Heteroksi” özellikli, “Babalar” yoğunluğu gösterir. Hemen hemen 700 yıl öncesinin bu “Derbent” tipli yerleşimleri sırasında, buraya gelmiş olan “Dede-Babalar” büyük bir ihtimalle, Tire’nin fethinde aşiret liderleri görevini de üstlenmişlerdir. Türkmenlerin liderlerine, bir başka deyişle Atalarına duydukları saygı, somut bir makama dönüşmüştür. Bu unsurlar Tire de Şaman-İslâm hamurunu yoğuran hoşgörüyü, dinsel özgürlüğü, yaşamın yeni yorumu olarak sunan süreç adlarıdır. Beylikler dönemini özetlersek, bu dönem Tire’sinin, o yüzyıl içinde Osmanlı’ların alt yapısını hazırlayan zengin bir süreç olduğudur. Tire’nin Bizans’tan alınışı, 1300’lü yılların başında gerçekleşmiştir. Önce Menteşe Bey’in damadı Emir Sasa Bey tarafından zorlanan kent, 1304-1308 yıllarında, Türklerle Bizanslılar arasında, defalarca el değiştirdikten sonra, 1308 yılının Ekim ayında, kesin olarak Türk egemenliğine geçmiştir. Daha sonra Germiyan Emirlerinden, Aydınoğlu Mehmet Bey, Sasa Bey’in elinden bölgeyi alarak, “Aydınoğulları” beyliğini kurmuş, beyliğin idare merkezi önce Birgi, ardından “Tire” olmuştur. Beylikler devri aynı zamanda, Tire’de Türklere özgü sanat ve mimarinin de alt yapısının oluştuğu bir devirdir. Bu yeni Türk kentine, o tarihten itibaren 200’ü aşkın Oğuz kaynaklı aşiret, oba ve oymağın yerleştirildiği görülür. Zengin Türk kültürünün yöreye girmesi, hem ekonomik büyümeyi hızlandırır, hem de folklorik zenginliğin elde edilmesini sağlar. 1402 yılı Ankara savaşından sonra kışı Tire’de geçiren Timur ve ondan kısa bir süre sonra Tire’ye gelerek örgütlenen Şeyh Bedrettin, tarihsel belgelerin yanı sıra, anonim bilgilerin de elimize geçmesini sağlamışlardır. Tire’nin üçüncü evresi ise, Osmanlı dönemidir. Bu dönemi iki süreç başlığı altında toplamak gerekmektedir. Kentin ana karakteri bu yüzyılda oluşmuş, yöre insanının sosyolojik yapısı, dinsel düşünce hoşgörüsü, sosyal ve ekonomik yaşam canlılığı, günümüz Tire’sinin sosyal yapısını oluşturan, temel faktörlerden biri olmuştur. Şu hususu da önemle belirtmek gerekir ki, kentin o geçmiş yüzyıldaki kazanımları, daha sonraki Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerinde bile varlığını korumuş, Tire’nin sosyo-kültürel dokusunda, derin izler bırakmıştır. Osmanlı döneminin ikinci kısmı diyebileceğimiz, 17.ci yüzyıldan, Cumhuriyete kadar uzanan zaman kesitinde, kentin kendine özgü özelliklerini yitirdiği görülür. Bu yüzyılda Tire’nin kaderi, devletin gerileme dönemiyle adeta özdeşleşmiştir. Tire’nin sırtını verdiği, tarihi adı “Messogis” olan “Güme Dağı” tarih boyunca “Kestane Dağı” kaydıyla görülmektedir. Bu dağı Kestane Dağı olarak ilk tanıtan ünlü gezginimiz Evliya Çelebidir. Birden 17.ci yüzyıl giysileri ve atmosferi içinde Evliya Çelebi canlanır ve ekrana doğru kendi üslûbuyla konuşmaya ve Tire’yi anlatmaya başlar. Onun ifadesinden, Tire’yi genel anlamda tanımış oluruz. Üstelik Evliya Çelebi, Tire halkının sosyal yaşama bağlılığını ifade ederken, halkın mesireleriyle övündüğünü de dile getirir. Bunun en güzel örneğinin “Nevruz” bayramı kutlamaları olduğu anlaşılır. O kadar ki, bugün Tire, Batı Anadolu’nun hiçbir kentinde görülmeyen tarihi bir olguyu, nevruzu olağanüstü yaşatan, ender kentlerden biridir. Evliya Çelebiden sonra Narratör (anlatıcı) değişik tarihlerde, Tire’nin maruz kaldığı sosyal felâketleri anlatır. Bunlar: Depremler, salgın hastalıklar, yangınlar ve yakın tarihin işgal olayıdır. Bu arada 1919 yılında, düşmana karşı Tire direniş örgütlerinin faaliyetlerini ve Türk ordusuyla birlikte, düşmanı Tire’den çekilmeye mecbur ettiklerini gözler önüne serer. Böylece 4 Eylül 1922 tarihinin, Tire’nin özgürlüğe kavuştuğu gün olduğu belleklere yerleştirilir. Çağlar boyu toplumların en değerli kültür mirasları, kuşkusuz tapınakları olmuş, bu ibadet yerleri, insanoğlunun yaşamında derin izler bırakmıştır. Tire, yüzyıllar öncesinden beri üç semavi dine ait, ezan,çan ve hazan sesinin kutsadığı nadir bir coğrafyanın temsilcisi olmuş bir kenttir. Camiler, kiliseler, sinegoglar (havralar), günümüz dünyasının kutsal evleri olarak, varlıklarını da, faaliyetlerini de etkinlikle sürdürmektedirler. Nitekim Tire’de de, yüzyıllar boyunca Rum’u, Yahudi’si, Levanten’i, ayrı mahalleler oluşturmuşlar, fakat Müslüman Türklerle yan yana ve iç içe beraber yaşamışlardır. Tire kimi dillerde “Mihrap Kent” kimi kalemlerde “Kervansaraylar”, kimilerinde ise “Medreseler Kenti” olarak öne çıkarılır. Bu da sebepsiz değildir. Çünkü Tire’nin dini yapıları içinde camiler önemli bir yer tutar. Ayrıca Türk mimari ve sanat tarihi açısından Tire, zaviyeleriyle de dikkat çeken bir kent konumundadır. Hatta Türk yerleşiminin ilk yüzyılında, daha çok “Dinsel Yorum Evleri” diyebileceğimiz “Zaviyelerin”, sayıca camilerden daha fazla olduğu görülmektedir. Konumuz gereği, Tire’nin bütün camii, zaviye, mescit, han, hamam, kervansaray, çarşı, türbe ve çeşmeleri hakkında tarihi bilgi ve sanat tarihi açısından taşıdıkları değerler, filme alınarak tanıtımları yapılacaktır. Bu eserler hakkında, zaman zaman Evliya Çelebi ekrana gelerek, açıklamalarda bulunacaktır. Tire’ de çevrenin en önemli kütüphanesi olan, Necip Paşa kütüphanesi hakkında gerekli bilgiler verilecek, bânisi tanıtılacak, ona ait 661 adet kitabın, kırmızı kutular içinde muhafazalarda saklandığı belirtilecektir. Bu eserler şunlardır: Kütüphanede bilim açısından önemli olanlar olduğu gibi, tezhip ve cilt sanatı açısından da dikkat çeken, yüzlerce eserden bahsedilmiştir. Bu kütüphanede İslam Alimi İbni Sina’nın “Kitabüş-Şifa”sı, İbrahim Müteferrika tarafından basılan ilk matbu eserlerimizden olan Kâtip Çelebi’nin “Cihannüma”sı, gene İbni Sinan’ın “İşarat” adlı eseri, İbni Melek Hazretlerinin, kendi el yazması olan “Şehri Menar”ı, Şeh Bedrettin’in “Camiu-l Fesuleyn”i ve yazma “Kûr’an-ı Kerim”ler mevcuttur.
Tire müzesi ve sakladığı tüm eserler, ilginçliklerine göre, örneğin; bir pirinç tanesi üzerine yazılmış, “Bismillahirrahmanirrahim” yazısına kadar görüntüleneceklerdir. Türk el sanatları içinde, ahşap, oyma işçiliği, kendine özgü bir yere sahiptir. Dini yapılarımızın, Tire’ de bulunan Mimber, pencere, kapı, rahle ve tavan süslemeleriyle yine Tire’ye özgü, Türk Maden Sanatına ait zengin örnekler de, kısa kısa ekrana getirilip tanıtılacaktır. Cumhuriyet dönemi Tire’sinde yapılmış eserler ve açılan kurumlar, kuruldukları ve yapıldıkları tarihlere göre sıralanıp, tanıtılacaktır. Tire ev tezgâhlarında şekillenen dokumalar ile, yüzlerce yıl tarihi kuşatan ve Pazar egemenliğine sahip bir kent görünümündedir. Özetle denebilir ki Tire, Osmanlı ekonomisinin endüstriyel lokomotifi konumundaki kentlerden biri ve başlıcaları arasında yer alır. Bunlar; çarşaf, beledi dokuma, alaca, altıparmak, evsat ve düzbastı adlı motifsel dokumalardır. Takke imalâtı, makrama, peştemâl, ön bezi, Tire peşkiri de, bu üretimlerin bir parçasıdır. Tire’ye özgü urgan ve halat üretimi, Tire’nin ekonomi tarihindeki en önemli üretim elemanlarının başında gelir. Aydınoğulları döneminden başlayarak, Osmanlı dönemi süresince, gemilerin halat (gomane) ihtiyacının merkezi hep Tire olmuştur. Mükemmel standartlara sahip olan Tire halat ve urganları, Anadolu pazarlarında da satılıyor, adeta kapışılıyordu. Tire el sanatları içinde semercilik, keçecilik, yorgancılık, hasırcılık, tabaklık, mutafçılık, yularcılık gibi insan emeği ile meydana getirilen el sanatlarımız, günümüz koşullarına rağmen, varlıklarını sürdürme savaşı vermektedirler. Tire’nin büyük kale sırtlarının “Kartal Dağı” serisine nazire yaparcasına, bir dağ silsilesi de, “Tavşan Dağı” adını taşımaktadır. Yine dağdaki coğrafi bir terim olan “Geyik Oynar Tepesi” haritalarda bir semt adı olarak kalmanın, günümüzde hüznünü yaşıyordur belki de kim bilir?... Ceylanların yanı sıra, av kuşlarının bol ve çeşitliliği, Tire’ye coğrafyanın sunduğu ilâhi bir lütûftur. Fakat asıl lütûf, Tire’nin kendisidir ki, sahip olduğu tüm bu özellikler ve güzelliklerle, bir kültür ve sanat kenti ve de Turizm açısından daha iyi tanınıp, daha geniş olanaklarla ve onu ziyarete gelenleri sıcacık merhabalarla karşılamaktan kıvanç duyan Tire, yüzyılları etkilemiş, tarihi bir kent olmanın mutluluğunu ve gururunu yaşıyor günümüzde.
|