| Tire Tarihinde Cami ve Mescitler |
|
|
|
Tire, Türkleşme süreciyle başlayan beylik ve Osmanlı Dönemlerinin en gözde kentlerinden biri olmuştur. Sözü edilen dönemler içinde oynadığı rol yalnız kent tarihi açısından değil, Osmanlı Tarihi açısından da ciddiyet taşır. Kentin özellikle Osmanlılık sürecinde belirgenleşen ekonomik ve sosyal canlılığı ve buna bağlı olarak devlet yönetimine sunduğu önemli adlar, onu Osmanlı kentleri içinde seçkin bir konuma taşımıştır. Ayrıca, kentin yaşamında ortaya çıkan siyasal olaylar ve sosyal kurumlar tarihimizin önemli unsurları olarak daima ilgi çekmiştir. Özellikli dini içerikli yapılanma, tarihi boyunca ona ayrı bir statü sağlamıştır. Kent nüfusuna oranla ulaştığı dini yapılanma ona, Beylikler sürecinde "Zaviyeler Kenti", Osmanlı Döneminde ise "Camiler Kenti" tanımlamasına taşımıştır. İbadet mekanlarındaki sayısal zenginlik, nüfus yapısı açısından ele alındığında hiçbir Osmanlı kentinin ulaşamadığı bir kent konumuna sahiptir. Evliya Çelebi'nin ifadesiyle "144 mihraplı kent" adeta mabet inşa labaratuvarı gibidir... Yerleşim sürecinde, her aşiret ve grupların kurduğu zaviyeler ile mescitlerin oluşturduğu sosyal coğrafya, zamanla cami ve mescit yapımlarıyla daha da zenginleşmiş ve 19. yy.'dan itibaren artan ilgi konutların da mabetlere dönüştürülmesiyle baş döndürücü rakamlara ulaşmıştır. Neden Osmanlılık süreciyle kentte olağanüstü mabetler inşası meydana gelmiştir. Birbirlerine adeta bitişik mescit ve cami yapımlarını hangi güdüler beslemiştir. Gereksinimin dışındaki bu yapılanma da hangi etkenler rol oynamıştır. Kuşkusuz bu soruların yanıtı oldukça önemlidir. Zira kentte var olan Rum ve Musevi nüfusların mabet inşası bu denli güçlü değildir. Özellikle kent içi nüfusun üçte birininin Rum ve Musevilerce oluşturulduğu düşünülecek olunursa kimi hukuki düzenlemeler dışında toplumsal kaynaşmanın sağlıklı bir zemine oturduğu söylenebilir. Ve bu süreçte kent merkezinde 5 kilise ile 2 havra oluşumu bu değerlendirme içinde ele alınmalıdır. 1908 yılında kent merkezinde müslüman nüfus 12.821 kişi iken, Hristiyan nüfus 2692, Musevi 1678 kişi olarak belirlenmektedir ki bunlara az da olsa Ermeni ve Bulgar nüfusları da eklemek gerekir. Görüleceği üzere kent merkezinde Müslüman nüfusun üçte birinden fazla Müslüman olmayan bir halk yaşamaktadır. Merkezdeki 3.000'e yaklaşan Rum nüfusu 5 kilise, 2.000'e yaklaşan nüfusuyla Museviler 2 Havra ile ibadete katılmaktadırlar. Oysa, nüfusu 13.000'e yaklaşan Müslümanlar, Evliya Çelebi'nin ifadesiyle 144 mihrap kullanmaktadırlar. Yine Evliya'nın ifadesiyle bu ibadet mekanlarının 36'sı büyük yapılardır. Bizim araştırmalarımıza göre de, Tire'nin tarihsel sürecinde cami ve mescitlere dönüştürülen zaviyelerle birlikte ibadethane sayısı 100'ü aşmaktadır. Tüm bu gelişmelere karşın zaviye varlığını işlev olarak sürdüren yapılar da bulunmaktadır. Ancak bunlar, 19.yy'a gelindiğinde azınlığa düşmüş görünmektedir. Tire Tarihinin genel dokusu bu yapılar topluluğu üzerinde şekillenmektedir. Vakıfların da şekillenmeleri de genellikle, cami, mescit, medrese ve zaviyeler olarak ortaya çıkmaktadır. Bu ana yapılara dönük gelir getirici vakıflar, bağ, bahçe, arazi, dükkan, mahzen, han ve hamam gibi işlerlik gösteren taşınmaz mallar görünürken, ayrıca "Nakdi" yardımlar da dikkati çekmektedir. Diğer taraftan, cami, mescit, medrese ve zaviyelere "Okka" hesabıyla zeytinyağı bağışlan da geniş bir yer tutmaktadır. Bu tür bağışların sürekliliği olmadığı için bunlara genel olarak çalışmalarda yer verilmemiştir. Örneğin, Hacı İsmail Ağa eşi, Ab-dülkerim kızı Hatice Hanımın 1840 (H.1256) tarihli vakfiyesine; "Kürdüllü köyü altındaki 140 ağaç zeytin bahçesi, sekizde biri ihraç olunduktan sonra, kalandan, Narin, Tarakçı, Ulucami, Yenicami ve Karahasan ve Yahşibey olmak üzere 6 adet cami ve mescitlerin beherine 2'şer okkadan olmak üzere ceman senede 12'şer okka verilmek üzere..." kaydıyla hükümler konulduğu da görülmektedir. 17.yy'a değin dini yapılarda, özellikle cami ve mescitlerde görülen mimari ve sanatsal a-rayışlar daha sonraki dönem yapılarında bu özelliklerinden uzaklaşarak sadece ibadete yönelik gereksinimi karşılama mekanları olarak ele alınmışlardır. Öyle ki, sayısal artışın dışında bu niteliksiz ibadet mekanları çoğalımı bugün de hala sürmektedir. Ve 2002 yılında Tire'de, Tire Müftülüğü'nün resmi raklamlarına göre 50 cami ve mescit ibadete açık bulunmaktadır. Ancak, Tire cami ve mescitlerindeki tarihi yapılanma nitelikler itibariyle 17. yy'ı dönüm noktası kabul etmektedir. Bu nedenle çalışmalar 17. yy sonrası yapılanmayı ikinci dönem yapılar topluluğu içinde ele almaktadır. Bu süreç devletin içinde bulunduğu siyasal, ekonomik ve sosyal açıdan krizli dönemlerdir. Bu nedenle, 17. yy. sonrası kentte ciddi mimari ve sanatsal yapıların ortaya çıkmadığı süreçtir. Diğer bir değişle Osmanlı Devleti'nin duraklama ve çöküş devreleri Tire Cami ve diğer yapılarında belirgin olarak ifadesini bulmaktadır. Bu yapı¬lara en çarpıcı örnek, Ağa camii ile Alaybey camileridir. Bu nedenlerle, Tire cami ve mescit¬lerin yapımında 17.yy'a değin olanlarla 17. yy. sonrası yapıları ayrı süreç özellikleri taşımaktadır. Kentte, Osmanlılık süreciyle de külliye zenginliği dikkati çekici bir boyuta ulaşmaktadır. Beylik devrinin külliye planıyla, Osmanlılık sürecinin külliye planlarında önemli farklılıklar bulunmaktadır. Beylik devri, külliye planını dar bir alanda kullanırken, Osmanlı sürecinde alan genişliği ve ünite zenginliği gittikçe belirgenleşir. Külliye zenginliğini en iyi kullananlar içinde, Karakadı, Paşa, Şeyh, Yalınayak, Yoğurtluoğlu ve Molla Arap başta gelmektedir. Bunlar Cami bahçesini klasik anlayışa uygun en iyi kullanmış külliye zenginleridir. Cami çevrelerinde oluşan üniteler daha çok okullar (Medreseler) ve hamamlar olarak dikkati çekerler. Bu hamamlar öğrencilerin gereksinimleri nedeniyle ele alınmışlardır. Bunlardan fevkalade planı ve zengin külliyesiyle ender örneklerden olan Lütfi Paşa'nın yapıları ne yazık ki ko¬runamamıştır. Medresesi, Dar-üş Şifası mükemmel çevresel işyeri çarşısı çağdaşlaşma (!) anlayışıyla yok edilmişlerdir. Aynı anlayış merkezde 5 hanı ortadan kaldırdığı gibi, İbni Melek, Yalınayak, Karahasan, Yeniceköy, Alaybey, Karapınar, Mehmet Ali Ağa, İsmail Ağa, Necip Paşa, Suratlı medreseleriyle, Taşpazarı, Suratlı, Hekim, Mısırlı hamamları imara açma gibi gerekçelerle belediyelerimiz tarafından tarihe ve kültüre en büyük darbelerin indirildiği varlıklarımız olmuşlardır. Kültür kavramını algılayamadığımız için bu değerlerimiz bugün yoktur. Bu konuda" dikkatimizi çeken ilginç bir örnek de Tire kent kabristanının girişinde görülmektedir. Kabristan giriş kemerinde yüzlerce tarihi kitabe inşa malzemesi olarak kullanılmıştır. Aydınoğulları'nın tarihi kabristanından taşınan bu kitabeler içinde kim bilir hangi gizleri açığa çıkaracak belgeler vardır. Yoksa yerlerinde bulamadığımız han, hamam, cami, medrese ve çeşme kitabeleri de burada mıdır ? Belirtmek gerekir ki, gerek müzede gerek müze dışında binlerce kitabe dağınık halde bu¬lunmaktadır. Bu önemli kültür varlıkları bir etnografik müzede toplanarak, hizmete sunulmalıdır. Zira, kimi yerlerde korumasız olarak varlıklarını sürdüren, 14 ve 15 .yy. kitabeleri bizi endişelendirmektedir. Tire camileri ile ilgili bu çalışmaların amacı, kentin tarihsel dokusu yanında, ileride yapı¬lacak çalışmalara sağlıklı bir mabetler malzemesi bırakabilmektir. Bugün belgelerde adı geçen kimi tarihi yapıların ortadan kalktığı görülmektedir. Ancak, bu yapılara değinilmesinde yarar görüldüğünden, bunlara da başlık açılmıştır. Kuşkusuz Tire ibadet mekanları adlarını verdiğimiz ve bağımsız yapılar olarak ele alman camiler ile mescitleri esas almaktadır. Ancak, medrese bünyelerinde yer alan mescitler için başlık açılmamıştır. Oysa sicil defterlerinde bunlara ilişkin bağımsız mescit ifadelerinin kulla¬nıldığı görülmektedir. Elbette ki medreselerin kendi bünyelerinde bir hücrenin ibadet mekanı olarak kullanıldığı düşünülmelidir. Bu nedenle Şer'iye sicili kayıtlarında karşımıza çıkan bu mescitleri medrese kapsamında ele almak daha doğru olacaktır. Örneğin, İbni Melek'in (Ferişteoğlu) Tire'de camii yoktur. Kuşkusuz ibadet gereksinimi medresenin mescide ayrılan bir hücresinde yapılmaktadır. Zira gerek müderrislerin gerek öğrencilerin bu gereksinimimedrese içinde karşılayacakları doğaldır. Sadece medrese kapsamında ele alınan ve bağımsız medrese oluşumlu bu tür örneklere Büyük Zencirli (Balatlı Musa), Küçük Zencirli (Yeğen Mehmet Ağa), Işıklı (Şeyh Işıklı), Orta Medrese (Alihan) medresesi mescitlerini örnek gösterebiliriz. Örneğin, Alihan'ın Orta Medrese'sinde mihrap kalıntısı hala görülmektedir. Öyle ki, hanların kimilerinde mescide ayrılmış hücrelere rastlamaktayız. Yorgun yolcula¬rın ve yaşlıların gereksinimi için bu tür ibadet mekanlarının bu sivil yapılar içinde düşünüldü¬ğü anlaşılıyor. 1531 tarihli "Defter-i Hakani" de yer alan bazı mescitler konusunda fazla bir bilgimiz de bulunmamaktadır. Bu mescitlerden bazılarına kısaca değinmek gerekmektedir. Örneğin, " Vakf-ı mescid-i Muarref der nefsi Tire" kaydı ile Fatihi'in hocalarından Mevlana Muarrefe ait bir mescid kaydı görülmektedir ki, aynı zamanda mahalle adı ile de Fatih döneminde varlığını hissettiğimiz bu ünlünün mescidi hakkında bir başka bilgimiz de yoktur. Sadece ilgili kayıtta, dükkan vakıfları görülmektedir. Yine aynı şekilde, "Vakf-ı mescid-i Makabir der Tire" ile de bir mescid kaydı görüyoruz. Yine, Fatih döneminde gördüğümüz Makabir Mahallesi içindeki bu mescidin bahçe ve dükkan vakıfları kaydı dışında başkaca bir bilgiye sahip değiliz. Bunlara ek olarak, "Vakf-ı mescid-i Taşpazarı der nefsi Tire" ile "Vakf-ı mescid-i Ekinhisarı der Bademye" ve "Vakf-ı mescid-i Ağa der nefsi Tire" mescitleri ile hangi mescitlerin söz konusu edildiği, bani adları verilmediğinden belirlenmelerinde güçlük çekilmektedir. Diğer taraftan gerek Tire Şer'iye Sicillerinde gerek Osmanlı Arşiv belgelerinde sıkça rastladığımız; "Sofuköy Mescidi" ve yine Evliya Çelebi'nin adım verdiği "Reis Mes¬cidi" gözleri ister istmez, 15.yy'da Ayasuluğ' da köyü bulunan Reis Bey'e (Reis Köyü) çevirmektedir. Gerek Reis Bey' in kimliği gerekse Tire'deki Reis Bey Mescidi'ni belirleyemedik. Mescit, ortadan mı kalkmıştır yoksa bugün başka bir adla mı yaşamaktadır ? Sözünü ettiğimiz Sofuköy Mescidi de gizini korumaktadır. Mahalle adı ile hangi mescidin kastedildiği belli değildir. Bu büyük olasılıkla Gürcümelek Mescidi olmalıdır. Zira Sofuköy'de bu ifadeyi karşılayacak başka bir mescid de yoktur. Bugün sadece vakıf kayıtlarında rastladığımız, Oruç Gazi, Kabasakal gibi 15.yy'ın ciddi adlarının da bu tür ibadet mekanlarının bulunabileceğini unutmamak gerekir. Zira, Tire'de türbesi olan Oruç Gazi ile zaviyesi kayıtları bulunan, Yakup Bey, Emir Sofu, Keskin Hacı Mustafa (Keskin Dede) ve Kabasakal'ın önemli bir kanıt oluşturduğunu düşünmekteyiz. Ayrıca, bugün Tire'nin bir mahallesi olan Karacaali, bugüne değin nedense kent dışı bir yerleşim gibi algılandığından incelenmeye alınmamıştır. Beylik dönemi yerleşimi olan Karacaali Mahallesi, oysa önemli malzemelere sahiptir. Karacaali Bey'in Batı Anadolu'da tesis ettiği Manisa (Sarıgöl),Bıırsa (Yenişehir), Çanakkale (Biga/Balıkçeşme) ve İzmir (Kınık) köylerinin yanısıra Bergama ve Alaşehir'deki camileri bu yerleşim biriminin dikkatle incelenmesini gerektirmektedir. Tire vakıf kayıtlarında Karacaali Mahallesi içinde Hasan Efendi ve İbrahim Bey camileri görünmektedir. Tire cami ve mescitleriyle ilgili belgeler dışında halktan elde ettiğimiz anonim bilgiler de bulunmaktadır. Bunların da verilmesinde yarar görülmüştür. Güvenilirliğindeki "İhtiyad"ı dikkate almak kaydıyla oldukça önemli ip uçları verebilecek malzemeler içeren bu "Nakiller" gözardı edilmemelidir. Kuşkusuz anonim bilgilerin bir bölümü ciddiyet içermektedir. Bu konudaki araştırmaların derinleştirilmesinde yararlı sonuçların elde edilebileceğini umuyoruz. Kayıt ve vakfiyelerinde zaviye kaydı bulunan, ancak, daha sonraki dönemlerde cami işlevi üstlenen bu yapıları cami ve mescit kapsamı içinde ele almayı daha uygun bulduk. Zira bu yapılar zaviyeli camiler adı altında toplanabilecek iki işlevli yapılardır. Halk bilgisine göre minareleri doğuda yeralan camiler, zaviyedir. Bu kuralı bozan tek örnek Alaybey Camii' dir. Onun minaresi doğuda olmasına karşın salt cami görevi üstlenmektedir. Bu halk bilgisi ile belgeler tam bir uyum sağlamaktadır. Minareleri batıda yer alan yapılar ise tamamen cami görevi üstlenen yapılardır. Kaynak : Devlet Arşivlerinde Tire, A.Munis Armağan, 2003.
|
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
Tire ile ilgili etkinlik davetiyelerini, haberleri ve duyuruları e-posta gelen kutunuzda görmek ve Tire'de olup biten herşeyden haberdar olmak istiyorsanız mail grubumuza katılın.